Konuk Odası

Bilinçaltı Kusarsa

Bilnçaltı Kusarsa (21.03.14)
 
Telefonlar; eş dost arıyor. Pınarcım uğradı. Ice tea limon istedim. Saman gibi yemekler tek gitmiyor. Annem okusa, duysa vay halime! Neyse ki aramızda. Zaten seni açıp okumuyor yazdıklarıma dayanamayacağını söylediği için. İlk kez oku diyorum okumuyor. Sistem tersine çalışmaya başladı. Şaşırtıcı N. aradı. Konuştuk tartışmayı hiç açmadı ben de açmadım. Sonra konuşmanın ilerleyen kısımlarında kendisi açtı ve: “Gerçekten büyük ölçüde değiştiğini görüyorum. Konuyu açmadın.” dedi. Ben de: “Gerek yok, oldu bitti.” dedim. Yaptığı hatayı ve neler yaşadığını anlattı. Tekrar eski diyaloğumuzu yakaladığımız için mutluyum. 
Ablamla kaldığımız akşam Ayşegül uğradı. Sağ olsun reiki yaptı. Ama midem sanki perküsyon dinletisi yaşatıyor insana gur gur ötüyor. Oda arkadaşım teyze horlamasıyla müthiş bir düet yapıyoruz. Özlem Tekin konserinde konser bitimine doğru subwoofer üstünde uykum geldiği için uyumuş bir insan olmamdan mütevellit uykuya dalmam çok zor olmadı. Ayşegül ağaç meditasyonunu salık vermişti. Gece yatarken
 
Ayşegül’ ün tavsiyesi ile ağaç meditasyonunu yaparken tam kırlarda yürüyordum ve ayaklarımdan toprağa kökler uzanıyor, kollarımdan ve gövdemden gökyüzüne dallar uzanırken sızmışım. Nasıl güzel uyudum. Aaaah! Pandalı göz bandım gözümde sabaha karşı 4 te bir şey takıp gittiler, sabah 6 da antibiyotik (artık saatini ezberledim onun) ve kahvaltı. Biraz kestireyim sonrada birikmiş olayları yazayım derken ilk protokol heyetim odamda; Rabin Hoca, 2 hemşire, bir uzman doktor ve hematoloji kat hekimi. Sana yazdığımı görünce Rabin Hoca: “Ne yapıyorsun? Ders mi çalışıyorsun?” diye sordu. “Yok günlüğüme yazıyorum.” dedim. Merakla tahliyem hakkında söyleyeceklerini bekliyorum… “Çıkabilirsin hala biraz enfeksiyon var ama değerlerin yükselmeye başlamış.” dedi ve çıktı. 
 
AAAA! Bahsetmedim değil mi? İyice sosyeteye bağladım şekerim. Flaster bantlar saatlerce portun üzerinde kalınca deri yüzeyimde salı akşamı alerji yaptı. Fıs fıs kabardım deli gibi kaşınmaya başladım. Zaten eklemlerim ve bel çukurum kan üretiminden kaynaklı kopacak gibi ağrıyordu. Önce ağrı kesici istedim; mideme vurdu. Sonra flaster alerji yapınca böyle şeffaf bir yapışkan ortasında pamuk var, su geçirmez antialerjik bir şey. Mmm! Adını hala öğrenebilmiş değilim.-Ne güzel tarif ettim- Neyse onu yapıştırdılar ve alerji için ilaç istedim serumla bir de onu verdiler. O da mideme dokundu bu sefer başladım çıkarmaya. Hayır, ağrı için aldığım ilaç işe yarasaydı da çektiğim mide bulantısına değseydi. Neyse aynı gün saat 11 e doğru Rabin Hoca’ dan sonra diğer protokol heyetim olan İhsan Hoca ekibiyle odamda. Adamlar böyle geldiğinde bando ekibini çağırıp kırmızı halı seresim geliyor. “Hocam kusura bakmayın ev hali haber verseydiniz hazırlık yapardık.” dememek için zor tutuyorum kendimi. Yine her zamanki gibi son derece şık kendisi. “Var mı sıkıntın?” dedi. İlaçlardan dolayı çıkardığımı söyledim. “Haberim var. Endişelenecek bir durum yok. Bu gün çıkabilirsin.” dedi. Ablamla derin bir oh çektik. Çıkış işlemlerini başlattık. Sonrasında evdeyim. Ancak halsizlik baş göstermeye başladı. Üşüyorum. Ateşim bir yükseliyor bir düşüyor. Ekonomi herhalde benim ateş durumumdan daha stabildir. Soğuk bezlerle bir şekilde ateşi kontrol altına aldık. Ertesi gün yani dün gözümü açamıyorum. Mütemadiyen uyku halindeyim. Annem başımda: “Çok gezdin kendine dikkat etmedin” bozlak türküsünü söylüyor. “Hayır günlüğüme bakalım her gün ne yaptığım yazıyor.” dedim ve bu süre zarfına kadar her gün ne yaptığımızı saydım. Adaletli yazmak gerekirse sadece geçen hafta Çarşamba günü çok yoruldum. Onun dışında yorulacak herhangi bir şey yapmadım. Zaten her günümüzü siyam ikizi gibi geçiriyoruz. Tabiatıyla çok sağlam gerildik. Annemin tansiyonu çıkarken benim bünye kıskandı öyle olmaz böyle olur dedi ateşim çıktı. Tam o esnada ablam geldi. Bir annemi yatıştırıyor, bir beni. Ateşim düşmek bilmedi ve acil servis beni özlediği için tekrar ziyaretindeyim. Kan tahlili serum derken Rabin Hoca ile görüştüler. İkinci antibiyotiği yazdılar ertesi gün gelsin dediğini ilettiler Tekrar evdeyim. Hemen diğer antibiyotiği de aldım sonunda ateşim kontrol altında. Gece uyurken üç kere terden üstümü değiştirdim. Sabah hocanın huzurundayım. Enfeksiyonum portum yüzündenmiş. Sevineyim mi, üzüleyim mi bilemedim. Sevindim; ben enfeksiyon kapmamışım. Portum kapmış. Yani bana bağlı bir durum değil dahası “Kendim ettim kendim buldum” parçasından kurtuldum. Üzüldüm eğer antibiyotikle tedavi edilemezse tekrar ameliyat yapıp çıkaracaklarmış. E ben port istiyorum dersem bu seferde sol tarafa takacakları için yine operasyon. Bu da pazartesi günkü kemoterapimin ertelenmesi demek. Neyse ki benim süper güçlerim var. Bu gün süper sağlıklıyım bir bakacaklar antibiyotik tedavi etmiş. Aslında bendeki kanser hücreleri çoktan öldü ama işte doktorun gönlü olsun. Literatürde ve tedavi protokollerinde yeni bir çığır açıp devrim yaratmam onlar için hayli külfetli olur. Saçım çıkıyor, adet görüyorum, kirpiklerim minik minik çıkıyor dipleri kaşınıyor, kaşlarım da boşlukları dolmaya başladı. Ne güzel bir his olduğunu anlatmam mümkün değil? Tekrar yelpaze kıvamında kirpiklerim olsun. Saçlarım dalgalı dalgalı omuzlarımdan dökülsün. Kafamın kaşınması insanın hayatta tadabileceği en mutlu hislerden biri sanırım. İnsan bir tarafları kaşındığı için mutlu olur mu? Valla oluyormuş! Şahtım şahbaz oluyorum. 
 
Allah allah keçi boku gibi saydırdım. Bir tek tuvalete gitmediğim zamanları yazmadım. Ama ne yapayım tüm hastalığa dair tüm seyri bil istiyorum.
 
Son bir haftadır kendime çok büyük öfkem var. Aslında öfkem kendime mi, yoksa insanlara mı? Örneğin hayal ürünüm Esmer. Stardust filmindeki Lamia kılıklı kadın. Gerçi Michelle Pfeiffer’ ın olsa olsa sümüğü kadar olabilir. Haram yiyici! “Sağlık olsun. Tepe tepe kullansın” diyemiyorum hala. Ya da bir başka kişinin arabasını rüyamda mütemadiyen boydan boya çiziyorum, beysbol sopası ile ön farlarını kırıyorum, tüm camlarını patlatıyorum, balyozla motorunu parçalıyorum, sonra da ateşe veriyorum. Ya da üniversite dönemimden bir başka hayal ürünüm iki kız. Biri ramazan davulu kılıklı, öteki ………. ay bak ötekini tanımlayacak bir benzetme bile bulamadım sen düşün ne biçim bir tip olduğunu. Hakkımda konuştukları ve yaptıkları hala kendilerinden fitil fitil çıkmaya devam ediyor. Sözde bu iki kıza artık kızmıyordum. Ay bu nedir? Beynimin içi pislik içinde temizleyememişim. Bunlar için tek iyi dileğim yok. Geçen haftaki bilinçaltımı temizleme olayını yapmam gerek. Ne güzel affettim diyordum. Hepsi hortladı. Demek ki affetmemişim. Vay arkadaş! Nasıl bir kinlenmeyse? 10 sene öncesini de kusar mı? Az daha dursam önceki yaşamlarıma gideceğim sanırım. Ama hata onlarda değil ki; o kadar tavizi veren bende. Her şeyi bu kadar yutup olay çıkmasın diye sessiz kalmak ve ya gereksiz fedakârlık yapmak. Değersizlik hissinden doğan değer görme isteği ve ego. Ama ben zaten değerliydim. Başkasının bana bunu hissettirmesine gerek yok. Şu anda bunları söyleyebilmem için o durumları yaşamam gerekiyormuş. Şekerim hatırlat kendilerine bir teşekkür kartı atayım. Asıl ne zaman temizlemiş olacağım biliyor musun? “Ah! Canım nasılsın” deyip kucak dolusu sevgi gönderdiğimde. Bunu düşününce kendimi bir anda foseptik çukurunda düşmüş gibi hissettim.
 
Annem yine aşağıdan sesleniyor; “Ateşini ölçtün mü?”, “Saatini kurdun mu?”, “İlacını içtin mi?” OF! Sanki biz bu davranışlardan iki gün önce gerilmedik.

 

 

Etiketler

Yorumlar

Üye Girişi

E-Posta Adresiniz:

Şifreniz:

Sitemize Üye Olun

Şifremi Unuttum

Anket

En severek okuduğunuz Sır Kadın hangisi?

Psikolog Işınsu Gündüz
Bodoslama
Cygnus
Dekolte
Pure Love
Olgun Kadın
Alora
Külkedisi