Konuk Odası

Emekli İkramiyesi

Emekli İkramiyesi
Evinin son odası olan yedinciyi de gezdirip rahatladı. Yüzündeki mağrur ifade, müstehzi gülüş ve “Noolduuuu? Havandan yanına varılmıyordu işyerindeykeeeeen? Oldun mu mosmorrrr?” bakışı kesinlikle benim beynimde yarattığım bir görüntü değildi. Hatun çatıııır çatır attı bana havasını. Müstahak mıydım? Evet. Kesinlikle evet. Ben bunu çok uzun yıllar önce hak etmiştim.
Aynı işyerinin farklı departmanlarında çalıştığımız halde sık sık karşılaşırdık molalarda. O zamanlar işyerlerinde sigara içiliyordu. Her ikimiz de fosur fosur sigara içer, fırsat bulduğumuz her an mesai kaçamağı yapardık. Onun yöneticisi delinin tekiydi; sigara molalarımızda müdüründen yakınmasına izin verir, hiç olmazsa bu kısacık zamanlarda rahatlamasına yardımcı olmak isterdim. Müdürünün sesi yarı açık ofisimizde çın çın öter, böyle böğürtü zamanlarında onların biriminin önünden geçmem gerektiği için çişten çatlayacak olsam da tuvalete gitmezdim. Sidik zorunun ne olduğunu o yıllarda öğrendim sayılır.
Benim yönetici sorunum yoktu; kendim müdürdüm ve patronun da “delidir ne yapsa yeridir” kadrosundaydım. Genç bir yöneticiyseniz, hele ki kadınsanız; orta yaşı civarı kadronun en sevmediği kişisinizdir. Onların olmak istediği ama asla olamayacağı gruptasınızdır. Üstelik “bacak kadar bok”sunuzdur, yeriniz “bu olmamalı”dır ve siz “kesinlikle hak etmiyor”sunuzdur makamınızı. Bu nedenle de çok arkadaşınız olmaz iş yerinizde.
Ben o zamanlar işyerinde birbirini sevmenin ve arkadaşlığın önemli olduğunu sandığım yaşlardaydım. Ve çok da fazla seçeneğim yoktu arkadaşlık kurmak için. Sigara molaları birbirimize yakınlaşmamızı sağladı. Nedense onunla da doğru dürüst kimse konuşmuyordu. Oysa yönetici falan değildi. Üstelik aynı müdür tarafından mobinge maruz kalan bir sürü de bölüm arkadaşı vardı. Yine de yanında nedense kimse olmuyordu.
O zamanki kahraman ruhum, mağdurun illa ki yanında tavrımdan olacak, kısa sürede arkadaş olduk. Yemeğe beraber çıkıyor, iş çıkışı durağa beraber yürüyor, sabah aynı otobüsle gitmek için sözleşiyorduk. Zaman zaman yolda attığı kahkahalar yüzünden herkesin bize bakmasından utanmıyor da değildim ama herkesi olduğu gibi kabullenen aptal iyi kalbim hiçbir şey kötü kondurmadı ona. Ta ki müdürü bir sabah kahve içmek için beni toplantı salonuna davet edene dek.
O yıllarda nişanlıydım. Müdürü de nişanlımın meslek abisiydi. Dolayısıyla bana gelinleriymişim gibi davranır, gereksizce gözetir, herkese kan kusturduğu halde bana karşı iyi oluşu, zaten üzerimden inmeyen şimşekleri hepten körüklerdi.
Şaban Bey’in kahve teklifini nişanlımın işiyle ilgili bir gelişme olduğunu düşünerek hemen kabul ettim. Nedense nişanlımla aynı işyerinde olmaya can atıyordum. Toplantı salonundaki yeşil koltuklara oturduğumuzda konunun çok daha önemli olduğunu hissettim.
Yerime döndüm. Duyduklarım karşısında sarsılmış bir halde işimle ilgilenmeye çalıştım. Öğle tatili saatinde ise ona yakalanmamak için fırlayıp kaçtım. Bu işe girmeden önce eski eşini vurduğunu, delil yetersizliğinden bırakıldığını, şimdiki eşinin de o eski eşin kardeşi olduğunu, iş arkadaşımı pazarladığı konusunda söylentilerin olduğunu, bunların da kanıtlanamaması bir yana işini de çok iyi ve dikkatli yaptığı için, müdür kendisini işten çıkarmak istediği halde patronun onu şirkette tuttuğunu, mümkünse onunla çok birlikte görünmememde fayda olacağını öğreneli henüz bir saat olmuştu.
Beş yıl sonra işten ayrılmaya karar verdiğimde bana nedenini sordu; daha iyi imkanları olan bir teklif aldığımı belirttim. Bana şöyle dedi: “İstersen buradaki imkanlarının iyileştirilmesi için Akif’le konuşayım”. Akif’ten kastettiği patronumdu. Çalıştığı birimin de dört yıldır müdürüydü.
İş için gittiğim Seferihisar’da neredeyse yirmi yıl sonra karşılaşmak ikimize de sürpriz oldu. O yeşil koltuklara hiç oturmamışım gibi çocukça sarıldık birbirimize. Seferihisar’a yerleşmiş. Emekli olmuş. Kendine bir ev yaptırmış. Dediğine göre emekli parasını iyi değerlendirmiş. İşim bittikten sonra beni son model bir arabayla aldı ve evine doğru yol aldık. O günlerde beşinci kocayı boşayalı üç ay kadar olmuş.
Evine ev demek için biraz şapşal olmak lazım. Arabayı park etmek için girdiğimiz garaj benim evin salonu kadar vardı. Malikane gibi bir şeyde oturuyordu. Yedi odalı, dört banyolu, geniş verandasında yarı olimpik havuzun, arka bahçede de tenis kortunun yer aldığı bu “ev”e bakılırsa emeklilik faydalı bir şeymiş.
Odaların her biri birbirinden büyük ve güzeldi. Her şey mükemmeldi. Ama ben oraya ait değildim. Birazdan erkek arkadaşının geleceğini belirtti. Anlaşılan zaman kaybetmemiş ve yine anlaşılan benim bir an önce buradan gitmem lazım. Arkadaşımın birine beni  dakika sonra araması konusunda mesaj attım. Telefonum çalar çalmaz da “Aaaa? Gelmem mi gerekiyor? Hay Alalah…” falan deyip sözüm ona konuşmamdan hemen sonra beni aldığı noktaya bırakıp bırakamayacağını sordum. Kalmaya geleceğime söz alınca gitmeme izin verdi.
Seferihisar geride kalırken ben hala emekli ikramiyesinin ne kadar olduğunu merak ediyordum.
 

Etiketler

Yorumlar

Üye Girişi

E-Posta Adresiniz:

Şifreniz:

Sitemize Üye Olun

Şifremi Unuttum

Anket

En severek okuduğunuz Sır Kadın hangisi?

Psikolog Işınsu Gündüz
Bodoslama
Cygnus
Dekolte
Pure Love
Olgun Kadın
Alora
Külkedisi