Konuk Odası

Mış Miş

Mış Miş (13.12.13)
 
Salı sabaha karşı yengem, teyzem ve dayımın gitmesine yakın bir saatte halam geldi. Eve böyle gelen giden olduğunda zaman daha hızlı geçiyor. Halamın burada olduğu zaman diliminde aldığım kortizonlar ve ilk kemoterapinin etkisi ile geçen bu süre zarfında ne yaptığımı hatırladığım pek söylenemez.
 
Kemoterapi sonrası günden güne yeme problemim çözüldü. Pazartesi ve Salı benim için çok sorunluydu. Kusmanın sonu yoktu bulantı kesiciler bile işe yaramadı. Çoğunlukla bitkin düşerek sızıyordum. Sızmadığım zamanlarda çıkarmaya devam ediyordum. Salı sabahı yediğim ilk lokmayı yine çıkardım. Sonraki her öğün benim için eziyet oldu. Bu gün daha rahatım. Midem bulanmadan yiyebildim. Hatta bu gün annem, babam, halam ve ben dışarı çıkıp Sibel’ e makarna yemeye gittik. Daha doğrusu onlar yedi ben izledim. Zira ne kokuya ne de her hangi bir tada tahammülüm var. Tamam, hepsinin tabağından birer çatal araklamış olabilirim. Neredeyse hiç tuz tüketmediğim için (buna ekmekteki tuz da dahil ekmekleri tam buğday unundan babam yapıyor) tansiyonum oldukça düşüktü. Onkoloji hemşiresiyle konuştum ayran içerisinde tatlandıracak kadar olmasında bir sakınca olmadığını söyledi. Ayran içince resmen gözüm açıldı. 
 
29 Aralık’ ta Asen ve Yana burada olacaklar. Durumumu öğrenmişler Turhan’ dan. Babam Turhan’ a Skype üzerinde beni hiç görmediği ve benim yapmam gerekenleri ekip arkadaşlarıma paslandığı için açıklamak durumunda kalmış. Öğrendiği anda aylardır içmediği sigaraya tekrar başlamış. Buraya geldiklerinde ziyarete gitmemiz iyi olacak her şeyin yolunda gittiğini benden öğrenmeleri çok daha iyi. 
 
Aynada bazen gözlerimin içine bakamıyorum. Bazen de “Bunu kendine nasıl yaptın!?” dercesine haykırıyormuş ya da acıyarak bakıyormuşum gibi her an ağlayacak şekilde görüyorum kendimi. Ama ben acınası bir durumda değilim ki; ya da isyan etmem ne bileyim işte onlardan biri.
 
Kendimize ve ya başkalarına o kadar çok üzülmek için programlamışız ki kendimizi normalin ne olduğunun farkında bile değiliz. Hem ortalık bilgi çöplüğü ile dolu hem de cebimiz işe yaramazlarla dolu. Kötü olduğunu düşündüğümüz başımıza gelmeyeceğinden emin olduğumuz şeyler bir anda tokat gibi yüzümüze çarpıveriyor. Aslında bu hastalık bir kalp krizi veya bypass ameliyatı değil. Tedavi süreci biraz uzun ve sonra geçip gidiyor. 
 
Bana o kadar çok şeyi fark ettirdi ki yaşadığım bu olaylar belki daha önce yazdım ama tekrar ifade etmek istiyorum. Olgunlaşmak için iyi ve ya kötü ya da dramatik olaylar yaşamaya gerek yokmuş. Hatta olgun olmak diye bir şey yok bence. İnsan neden çocukluğundan vazgeçsin ki? Gösterdiği bir diğer resim herkesin durumu kendine özeldir ve en önemlisi herkes kendi seçimlerinden mesuldür. Üzülmek için o kadar çok bahane buluyoruz ki kendimize. Bir başkasının durumuna üzülmek; kişinin kendine yazık değil mi gereğinden fazla yıpratmak? Saçma! Tamam biri kötü durumda. Peki, bununla ilgili üzerine düşen her hangi bir şey var mı? Varsa yaparsın. Yok ise daha fazla insanın kendisini yıpratmasının her hangi bir organizmaya faydası var mı? Sen daha çok üzülünce madalya mı takıyorlar? “AAAA BRAVO VALLAHİ EN ÇOK X AĞLADI EN ÇOK O ÜZÜLDÜ PARALADI KENDİSİNİ KURBAĞA GİBİ ŞİŞTİ GÖZLERİ” demiyor kimse. Biraz bencil olmaktan kimseye zarar gelmez insanın. Önce kendisini çok sevmesi gerekiyormuş ancak o zaman başkalarına faydalı olabiliyormuş.
 

Etiketler

Yorumlar

Üye Girişi

E-Posta Adresiniz:

Şifreniz:

Sitemize Üye Olun

Şifremi Unuttum

Anket

En severek okuduğunuz Sır Kadın hangisi?

Psikolog Işınsu Gündüz
Bodoslama
Cygnus
Dekolte
Pure Love
Olgun Kadın
Alora
Külkedisi