Konuk Odası

Edepsiz

Edepsiz

Kendimi odama kapattığımda annem arkamdan “Edepsiiiiiiz” diye bağırıyordu. Kötü bir şeyler söylediğine emindim de tam olarak sözcüğün anlamını bilmiyordum. O ana kadar “edepsiz”in ne olduğunu bildiğimi sanıyordum ama davranışımın bu sıfatı hak ettiğini pek de düşünmüyordum. Raftaki sözlüğe uzandım ve kelimenin anlamına baktım. Aynen şöyle yazıyordu: ““Utanılacak işleri sıkılmadan yapan, utanmaz, sıkılmaz, terbiyesiz”. Hımmmm…
Bu durumda ben edepsiz değilim. Ya da annem bu kelimenin anlamını tam olarak bilmiyor. Yani babamın kendi çocuğuna “eşşoğlueşşek” demesi gibi saçma ve komik bir durum var. İnsan kendisine “eşek” der mi çocuğuna “eşşoğlueşşek” diyerek?
Yıllarca “Edepsiz” sıfatını duymaktan çekinmeme rağmen, pek çok edepsizliğin içine de bırakıverdim kendimi. Komik erkekler gibi çekici bu edepsizlik; bir süre sonra kaptırıveriyorsun. Evlenmeyi hiç düşünmesen bile bir türlü vazgeçemezsin ya komik adamlardan; onun gibi bir şey işte.
Ama kelimenin tam anlamını yaşayarak öğrendim.
Kocam bilgisayar mühendisiydi. Gencecik ve çok çalışkandı. Benim hesap işlerimin gelenekselliğine inat, o bilgisayar ve internet dünyasının tozunu attıracak kadar da istekle çalışıyor, her gün değişen ve gelişen bu hızlı dünyaya müthiş derecede ayak uydurabiliyordu. Üstelik çok da zevk alıyordu bu hızlı değişimlerden.
Bizim şirkette de aynı sistem kullanıldığı için kocam sık sık firmamıza geliyor, meslek büyüğü olarak saygı duyduğu ve fikir alışverişinde bulunduğu bilgiişlem yöneticimizle proje detayları üzerinde görüş alışverişi yapıyordu. Bir süre sonra bu görüşmeler aile ortamına da taşındı ve bilgiişlem ağabeylerle ailecek görüşmeye başladık. Karısı adamdan da keyifliydi. On parmağında on marifetle sofralar kuruyor, bana el örgüsü kazaklar ve çantalar yapıyor, abla gibi her konuda yanımda oluyordu. Cumartesi alışverişleri, Pazar kahvaltıları, iş çıkışı yemekleri derken ailemizden fazla onlarla görüşmeye başlamıştık.
Hamileliğimin altıncı ayında bilgiişlem ağabeyle iş seyahatine çıkmak durumunda kaldık. Arabayla gittiğimiz yol boyunca onun yanında kız kardeşi gibi hissettim kendimi. Hatta bir ara fenalaşmak üzere olduğumu görünce arabayı küçük bir kır lokantasına girip kuyudan çektiği buz gibi suyla o sıcakta kendime gelmemi sağlamıştı. Beni soğuk suyla buluşturmakla kalmamış, kendi elleriyle ellerimi, yüzümü yıkayıp saçlarımı ıslatmıştı.
Çocuğum bir yaşına girmek üzereyken eşimle problemler yaşamaya başladık. Bir yıl kadar sonra da boşandık. Bilgiişlem ağabey ve eşi bu zor günlerde çok yanımda oldular. Eşimle ayrılmamızı takip eden ilk yaz kendi evlerinin hemen dibinde bir yazlık ev bile kiralamama yardımcı oldular. O yaz günlerinde işe de beraber gidip gelmeye başladık doğal olarak.
Şimdi hatırlamaktan bile tiksindiğim, aklıma geldiği an kusma isteği duymama sebep olan o meşum gün de bilgiişlem ağabeyle beraber gittik işe. Binanın altındaki otoparka girdik ve arabayı uygun yere park ettikten sonra inip asansöre yürüdük. Erken geldiğimiz için henüz binaya giren çıkan çok yoğun değildi; zeminde duran asansöre bindik. İkimiz. Birinci katı henüz geçmiştik ki adamın aniden dudaklarıma yapışmaya kalktığını anımsıyorum hayal meyal. Çırpınmaya başladım, itekleme, hatta tekmelemeye; ama o kadar güçlüydü ki ve kollarımı o kadar sıkıyordu ki acıdan sesim çıkmaz oldu sanki. Debelenip durdum ama boşa. Asansör yukarı çıktığı gibi onun düğmeye basmasıyla tekrar aşağıya inmeye başladı. Ve ben olanları bir türlü durduramıyordum. “Yapma ağabey, yapma lütfen”den başka bir şey diyemiyordum.
Kulaklarım mı uğulduyordu yoksa o mu ulur gibi konuşuyordu, tam hatırlamıyordum. Sadece “sana aşığım sana aşığım” diye saçmalayan sözleri çalınıyordu kulağıma. Can havliyle zemin katta attım kendimi dışarıya. Ağlayarak sokağa fırladım.
Birkaç saat sonra ofisteki odamın kapısı açıldı. İçeri girdi mahcup hallerde. Daha doğrusu ben öyle sandım. Bana dedi ki “Çok uzun süredir seni düşünmediğim bir an bile yok. Senle beraber çıktığımız seyahatte açılmayı düşündüm ama olmadı.”
Ne!
Hayvana bak!
Ben hamileydim be o zaman! Kardeş gibi sevdiğini defalarca ifade ettiğin adamın karısıydım! Karnımda onun çocuğunu taşıyordum ve üstelik kutsal, dokunulmaz bir varlıktım. Anneydim!
“Ben hamileydim ağabey o zaman; bu nasıl söz?” dedim. Çirkinlikte tavan yaptı o an. Ağzını açtı pislik ve konuştu:
“Elbisenin yakasından görünen memelerini unutamadım. O an başımı göğsüne gömüp ölmek istedim.”
Yuh hayvan! Yuh terbiyesiz! Yuh edepsiz!
“Memelerin” dedi edepsiz ya! Bebeğim için sütle dolmaya başlayan göğüslerime “memelerin” dedi köpek herif! Ben o arabanın içinde yoldan bayılmak üzereyken, pislik adam göğüslerime bakıp çadır kurmuş yan koltukta!
Sanki bütün bu ayıp benimmiş gibi kimseye bir şey diyemedim. Utandım. O utanmadı; ben öldüm utancımdan. Yedi yıl aynı şirkette çalıştık. Ben hep utandım.

 
 

Etiketler

Yorumlar

Üye Girişi

E-Posta Adresiniz:

Şifreniz:

Sitemize Üye Olun

Şifremi Unuttum

Anket

En severek okuduğunuz Sır Kadın hangisi?

Psikolog Işınsu Gündüz
Bodoslama
Cygnus
Dekolte
Pure Love
Olgun Kadın
Alora
Külkedisi